Ben Amerikadayken – Bir Work&Travel Macerası – 3 / Neden Geldim Amerikaya?

Panama City Beach acayip sıcak ve nemli bir yerdi. Böyle bir yerde 3.5 ay çalışmak için şimdi ufak bir eğlence parkının dandik ofisinde kayıt işlemlerimizin bitmesini bekliyorduk. İş olarak ta ne yapacağımızı tam olarak bilmiyorduk ya zaten. Bu sıcakta yolda yürüdüğünü gördüğümüz iki Türk’te aramıza katılmıştı, Serhat ile Hürol. Daha bizim işlemlerimiz bitmeden iki Türk daha geldi, Mete ile Celal. Laaan!?

Bu yazı “Ben Amerikadayken – Bir Work&Travel Macerası”‘nın 3. bölümüdür. Eğer okumadıysanız 1. ve 2. bölümü okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum. Aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz.

1. Ben Amerikadayken – Bir Work&Travel Macerası – 1 / Where it all began…
2. Ben Amerikadayken – Bir Work&Travel Macerası – 2 / Florida Yolları…

Biz Amerika’ya, Amerikalı ya da diğer ülke vatandaşları ile iletişime geçip İngilizcemizi çok üst seviyelere taşıyacağımız bir 3.5 ay geçirmeyi beklerken, bir anda 7 Türkün aynı gün ve hemen hemen aynı saatte bir iş yerinde çalışmaya gelmesi “Lan bi dakka n’oluyor?” dedirtti tabii.

Hepimizin kaydı bittikten sonra yedi kişilik grubu ikiye ayırdılar. En son gelen Celal ve Mete aynı şirkete ait “Cobra Adventure Park” adlı diğer eğlence parkında çalışacaktı. Biz de beş kişi Emerald Falls’da çalışacaktık. İlk shiftimiz (vardiya) hemen o gündü. Çalışacağımız yerler de belirlendikten sonra parktaki diğer başka bir manager bizi arabası ile kalmamız için anlaştıkları yere götürmek sebebi ile arabasına bindirdi. Arabanın içi daha Amerikalı olamazdı heralde. Kocaman bir haç, Amerika bayrakları, “God Bless America” yazıları vs. tam bir Redneck* arabasıydı.

*Redneck: Amerikan Hırbosu 🙂 Amerikan argosunda amerikanın güney ve orta eyaletlerinde yaşayan, ortalama kültür ve medeniyet seviyesinin altında olan kaba insanlara verilen isimdir. Cumhuriyetçi partiye oy verirler (bknz. Trump), Amerika’nın sadece beyazlara ait olduğunu düşünürler. Büyük olasılıkla ırkçıdırlar. Özellikle hispanikler ve ortadoğu halklarından nefret ederler. Tam çevirisi kırmızı ensedir. Güneydeki tarla amelelerinin, tarla da çalışırken güneşten dolayı enselerinin yanması dolayısı ile bu ismi almışlardır.

Adam konuşması ile de tam bir redneckti, zamanın Amerika Başkanı Obama’dan nefret ederdi. Daha arabaya oturur oturmaz, hangi dine mensupsunuz diye bile sormuştu. Açıkçası daha ilk saatte bu şekilde ırkçı sorular rahatsız etmişti. Neyse ki bu adam ile en yakın etkileşimimiz bu olmuştu. Bir daha bu adamla konuştuğumu hiç hatırlamıyorum. Adını bile öğrenmedim o derece 🙂 .

Araba ile çok kısa sürede evin olduğu yere geldik. Redneck abi bizi bıraktığı gibi tekrar geri döndü. Burada bizi karşılayan başka bir adam vardı. Aksanından anladığım kadarı ile Rus asıllı idi ve buradaki evlerin sahibinin çalışanıydı. Bizim çalışacağımız yer bu evlerin sahibi ile anlaşmış ve haftalık 75 dolar paychecklerimizden kesecekti. Ayrıca 200 dolarlık bir depozito ödemek zorundaydık.

Sol üst kat bizim 3.5 ay boyunca yaşadığımız ev – PCB, FL

Evin içi de çok iyi değildi. Yerler halıfleks kaplıydı. Klasik Amerikan tarzı mutfak ile birleşik bir oturma odası. Mutfak tarafında dört kişilik bir masa ve sandalyeleri. Oturma odası tarafında üç kişilik bir kanepe, tüplü televizyon. ikişer adet ranzanın bulunduğu iki yatma odası. Tuvalet ve banyo.

Aşağıdaki dairede de iki kızın kaldığını öğrenmiştik. Rus eleman aşağıya da iki kişiyi yerleştirebiliriz dediği anda – daha ilk andan beri kanımızın ısınmadığı, Celal, aksan kasıcam diye ağzını yaya yaya (Lan adam zaten Rus, doğru düzgün İngilizce konuşamıyor sen hâlâ neyin aksanını kasıyorsun adama?)

-“Actually, I dont wanna stay with these men. My friend and I can stay downstairs with the girls” – “Aslında, ben bu adamlarla kalmak istemiyorum. Aşağıda kızlarla, ben ve arkadaşım kalabiliriz.” deyiverdi.

Biz sanki dünyanın diğer ucundan sekiz erkekle beraber kalmaya can atarak geldik… Ne sinirlenmiştim o anda. Biz “Hop, n’oluyor, bir aramızda konuşsaydık” desekte. Eleman bize hiç cevap vermeden bavullarını alıp aşağıya inmeye başlamıştı bile. Gerçi, böylesi çok daha iyi olmuştu ama o anda insanın canı sıkılıyor tabi 🙂

Dairede beş Türk erkek kaldık. Biz zaten üç kişiydik – ben, Burak, Yalçın ve güneşin alnında yolda bavulla yürürken gördüğümüz – Hürol ve Serhat. Yatacağımız odalar dört kişilikti bir odayı biz aldık. Diğer odayı da Hürol ile Serhat aldılar. Her birimiz, üç yabancı gelse de bir sinerji olsa umuduyla eve eşyalarımızı yerleştirdik.

Eve de yerleştikten sonra artık saat öğlen 12:00’ye geliyordu. Dışarı çıkıp, hem etrafı keşfetme hem de temel ihtiyaçlarımızı almak için Walmart arayacaktık. Daha önceden gelmiş iki kıza Walmart’a nereden gideceğimizi sormak için aşağı daireye indik ve kapıyı çaldık. Minyon tipli bir kız kapıyı açtı ve aşağıdakine benzer bir diyalog gelişti.

– Kız, uzunca bir “Hi (HaaAAaay)” dedi.
– Biz: “Hello, we have just moved upstairs to work in Emerald Falls. What is your name?” – “Merhaba, biz Emerald Falls’ta çalışmak için üst kata yeni taşındık. İsmin nedir?”
– Kız: “Welcome! My name is Canan” – “Hoşgeldiniz, Benim adım Canan”
– Biz: Canan??? 😯
– Kız: “Yes”.
– Biz: “Sende mi Türksün?” 😯
– Kız: “Hahahaha. Evet.
– Biz: “Lan oğlum herkes Türk burada!!!”.

Yani arada Amerikalılarla konuşmasak insanın aklına direkt Banker Bilo filmindeki Münih’e geldiğini sanan İlyas Salman geliyor. 🙂 Şu tepenin arkası Münih, arkadaşlar!! 🙂

Canan da bir hafta önce gelmiş. Onu da Filipinli bir kızın yanına yerleştirmişler. O kız da zaten bizim çalışacağımız yerde bir supervisorun kız arkadaşıymış. 🙂

Solda Filipinli Wijittra, Sağda Canan – PCB, FL

Canan’da farklı ülkelerden öğrencilerin geleceğini zannediyormuş ama şimdi yedi Türk erkeğinin geldiğini duyunca o da bir bozuldu tabii.

Neyse biz Walmart’ın yol tarifini aldıktan sonra başladık yürümeye. Amerikada iki nokta arasındaki uzaklıklara hâlâ alışamamıştık. Markete 10 dakika da gideriz diye planlıyorduk ama yine bayağı bir vaktimizi aldı. Gerçi yürümekten başka bir çaremiz de yoktu… Sürekli taksiyle gidip gelemezdik ya.

Walmart Yolu – Front Beach Rd. PCB, FL
Yürüyün gençler – Thomas Drive PCB, FL

O yolu yürürken tek hatırladığım şey – Boğucu sıcaktı… Acilen bizi yürümekten kurtaracak bir aksiyon almamız gerekiyordu. Walmart’a vardığımızda, alacağımız şeyleri geriye taşıyamayacağımızın farkına varmıştık. En acil birkaç şeyi alıp eve geri yürüdük. O gün saat 16:00’da ilk shift (vardiyamız) başlıyordu.

İlk kaydımızın olduğu yere -Emerald Falls Recreation Center’a- tekrar gittik. Bize oyun parkında giymemiz gereken gömleği verdiler. O günkü Shift Manager’ımız (Vardiya Müdürü) Ron’du(daha sonrasında en favori managerımız olacaktı kendisi). Bizi oryantasyona aldı. Clock-in (işe başlamak için kart basmak) ve Clock-out (işten çıkarken kart basmak) nasıl yapılır. Park kaç bölümden oluşuyor. Mesai saatleri vs. vs.

Parkta iki shift dönülüyordu. 10:00 – 16:00 arası ve 16:00 – 01:00 arası. Gündüz shifti genelde çok sakin geçerdi. Asıl shift gece shiftiydi, 16:00’da başlayıp müşteriler biteseye kadar devam ediyordu ki müşteriler gece 01:00’a kadar hep gelirdi.

Parkın rideları (oyuncakları) hakkında kısa bir özet geçeyim;

  1. Vortex – Çoğu müşterinin parka gelme sebebi. Parkın Amiral Gemisi. Üç katlı inişleri çıkışları olan devasa büyüklükteki bir Go-Kart pisti.
  2. Kiddie Rides – 2-6 yaş arasına hitap eden küçük küçük oyuncaklar.
  3. Formula 1 – Vortex’in çok daha küçüğü. Vortexe binemeyen veletlerin geldiği Go-Kart pisti.
  4. Wet & Wild – Çarpışan arabanın botlu versiyonu. Orta büyüklükteki bir havuzda yuvarlak biçimde botları birbirine çarpıştırıyorsun.
  5. Kiddie Race – Formula 1’in çok daha küçüğü. 5-6 yaşlarındaki çocukların binebildiği go-kart pisti.
  6. Arcade – Bildiğimiz atari salonu, içerisinde şu kepçe ile oyuncak filan alabileceğiniz alet şeyleri de var.
  7. Fantasy Golf – Bir çok seviyenin bulunduğu, golf topunu her deliğe soktuğunda bir sonraki bölüme geçtiğini mini golf mekanı.

İlk görev yerim Yalçın’la beraber Formula 1’de 1 ve 3 numaralı istasyonlarda durup, müşterilerin güvenli bir şekilde sürdüğünden emin olup herhangi bir şekilde çıkamadıkları bir viraja girdiklerinde onları oradan kurtarmaktı. 9-10 saat boyunca Florida sıcağında ayakta durup o şekilde bekliyordunuz. Neredeyse hiç sorumluluk yoktu. Orada ayakta durmak için size dakika başı para veriyorlardı 🙂 .

İlk gün Yalçın ve benim için bu şekilde sıkıcı, sakin ve çok yorulmadan geçmişti. Fakat Burak ilk günden parkın en zor yerinden başlamıştı. Vortex bölümünde “the Pit” olarak adlandırılan yerde. Pit ingilizce de çukur demek. Burası çok hızlı olman gereken, neredeyse 8 saat boyunca hiç durmadan sürekli hareket ettiğin bir bölüm. Kısaca şu döngü de ilerleniyor.

  1. Go-Kart araçlarının motorlarını çalıştır.
  2. Go-Kart arabalarına yeni müşterileri bindirip onların kemerlerini takmasına yardımcı ol.
  3. Kemerleri bağlanan araçları yarışın başlayacağı yere yönlendir.
  4. Daha önce yarış pistinde bulunan araçları pite güvenli bir şekilde al onların motorlarını durdur.
  5. Başlangıç noktasındaki müşterileri yarış pistine sal.
  6. Dördüncü balıttaki yarışı bitip pite geri dönen müşterileri güvenli bir şekilde pitten çıkar.
  7. Birinci Balıta geri dön.

Aşağıda the Pit te ben çalışırken çekilen bir videoyu paylaşıyorum.

Vortex “The Pit”‘te çalışırken @Emerald Falls Recration Center, PCB, FL

Florida sıcağına artı olarak sürekli motorların çalıştığı üstü kapalı alan eklenince çalışılan alan cehennem sıcağında desek haksız sayılmam. Bu cehennem sıcağında sürekli koşturduğunuzu hayal edin bir de..

Fakat ne yalan söyleyim en yorucu ve fiziksel olarak zorlayıcı yer olsa da zamanın en hızlı geçtiği yer burasıydı. Diğer yerlerde – güvenlik istasyonlarında – 9-10 saat boyunca dikiliyordunuz. Ayak tabanlarınız ağrıyordu o kadar.

Vortex Güvenlik İstasyonları, her katta bir kişi bekliyor @ Emerald Falls in PCB, FL
Soldan Sağa, Ferit, Burak, Alican

Tekrar dönelim bahtsız hikayemize. İkinci gün iş yerine gittiğimizde Work&Travel ile işe gelen iki kişinin daha olduğunu gördük. Tahmin edebileceğiniz gibi onlar da Türk’tü – Kerem ile Osman. Onlardan 2-3 gün sonra üç Türk daha geldi – Mehmet nam-ı değer Ronaldo, Orçun ve Aykut. 5-6 gün sonra bir Türk daha – Dora. Dora’dan bir gün sonra da bir Türk daha – İbrahim. İbrahim’den sonra iki çift, bir erkek olmak üzere beş Türk daha – Gökhan, Gökçen, Ferit, Funda, Özgür 😯 . Artık yabancı öğrenciden tamamen umut kesilmişti ama en son gelen bir Ukraynalı kız oldu. İki hafta içerisinde Parkta, Türkler çoğunluk haline gelmişti. Parkta resmi dil Türkçe olmuştu. Toplamda 20 Türk – 3-5 Amerikalı – 1 Ukraynalı Kız. Fıkra gibi di mi? 20 Türk’te aynı binaya taşındı tabii 🙂 Ukraynalı kız da ilk bir haftasında orada geçirdi ama Türk köyünde fazla dayanamayıp o da Rus ve Ukraynalı arkadaş bulup onların yanına taşındı.

Neyse, ikinci gün iş yerinden çıktıktan sonra Walmarta gidip kendimize bisiklet aldık. Yoksa mesafeleri yürümek çok zordu. Her yere bisikletle gidebiliyorduk artık. Bundan sonra işler monoton bir hal almaya başladı. Ev zaten Türk köyü, çalıştığımız yerde neredeyse tüm çalışanlar Türk. Herkes sormaya başladı kendi kendine “Neden geldim Amerika’ya?”. Hatta ben bunu google’a yazdığımda aşağıdaki şarkı çıkmıştı 😯 .

Neden Geldim Amerika’ya Şarkısı – Achellieas Poulos

İlk başta şarkıyı dinlediğimizde “Neden Geldim İstanbul’a” şarkısının bir parodisi zannetmiştik. Fakat araştırıp, aslında şarkının orjinalinin bu olduğunu öğrendiğimde çok şaşırmıştım. Birinci Dünya savaşı sırasında Balıkesir doğumlu Rum/Ermeni olan Achellieas Poulos’un Amerika’ya göç etmiş. 1928 yıllarında ise gurbette ne kadar pişman olduğunu ve terkettiği memleketine duyduğu özlemi anlatan bu şarkıyı yazıp söylemiş. Türkçesinin ne kadar düzgün olduğuna bir bakar mısınız? Muhteşem! Hatta bu olay çok ilgimi çektiğinden, bu Anadolu adamının tarihini bayağı araştırmıştım. Hatta Amerika’daki torununa ulaşıp onunla konuşmuştum. 1927-1928 yılları arasında yaptığı 99 kayıttan 82’sini Türkçe yazıp söylemiş. Anadoluya olan özlemini bu şarkılarla dile getirmiş.

Bu şekilde 2-3 hafta devam etti. Kimse ile tanışamadık. Amerika’ya niye geldiğimizi sürekli sorguladık. Taaa ki Yalçın ile Hürol’un off-day’inde (izin günlerinde) şans eseri bir barı bulasaya kadar. Coyote Ugly!

Coyote Ugly @PCB, FL

O bara ait yukarıdaki resimden daha daha yetişkin içerikli resimler var fakat koyamıyorum 🙂 . Bu resimler ile Hürol ve Yalçın eve döndüklerinde işten yeni gelen 17 Türk erkeğinden yükselen coşkuyu ve testosteron hormonunu anlatamam 🙂 Bu bar öyle bir yerdi ki, barın üstüne çıkıp dans eden hatunlara bedava içki veriyor. Bu nedenle barın üstü sürekli dans eden hatunlar ile dolu. Hatta barın tavanında sutyenler asılı 😯 . Sutyenini çıkarana daha fazla ödüller var 🙂

Biliyorum bu bölüm biraz sıkıcı oldu. Fakat, başladığımız ortam ile yarattığımız ortam arasındaki farkı görebilmeniz için bunları da yazmam gerekirdi. Sonuçta çalıştığımız yeri de, ilk baştaki yaşadığımız ezikliği de anlatmadan geçemezdim.

Dördüncü bölümde kaldığımız yerden Coyote Ugly’den devam edeceğim ve daha çok yaşadığımız güzel anıları yazmaya çalışacağım. Takipte kalın.

One Reply to “Ben Amerikadayken – Bir Work&Travel Macerası – 3 / Neden Geldim Amerikaya?”

Bir cevap yazın